Press "Enter" to skip to content

Forum / AKP, Post-modernizm ve Türkiye’de Eğitim

 

 

 

 

 

Marseille 10 AKP, Post-modernizm ve Türkiye’de Eğitim

Geçenlerde Cumhuriyet gazetesinde Şahin Aybek’in  Türkiye’de eğitimin modern-postmodern yansımalarını irdelemeye çalıştığı bir yazısı yayımlandı

(http://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/sahin-aybek/egitimimizde-pozitivizmin-yerine-yapilandirmaciligin-getirilmeye-calisilmasi-modernizmden-postmodernizme-gecis-midir-1719758). Yazar özetle Loytard üzerinden bir post-modernizm (ve modernizm) tanımı yapmakta: buna göre modernizm bilgi aktarmaya dönük bir pedagoji benimserken, post-modernizm bilgiyi yeniden yapılandırmaya dönük bir eğitim anlayışı sunmakta. Modernizim den post-modernizme geçişin AKP iktidarının 2004 teki eğitim politikalarında vücut bulduğunu belirtmekte. Yazar kaynak göstermeksizin post-modern pedagojinin Amerika’da hakim eğitim anlayışı olduğunu da ayrıca not düşmektedir. 

Birgün gazetesinin eğitim yazarı Ünal Özmen, bu yazıdaki çelişkilere gönderme yaparak, neo-liberalizm bu dönüşümün neresine denk düşüyor diye sormakta haklı olarak (https://www.birgun.net/haber/egitiminiz-nasil-olsun-modernist-mi-postmodernist-mi-287943). Bu çok geniş bir konu olup, mevzuyu basite indirgeme ve önemli detayları atlama riskini göze alıp, tartışmaya katkıda bulunmaya çalışacağım.

  1. Post-modernizmin öyle kabul görmüş bir tanımı yoktur. Modernizmin sorunları vardır elbette, ama bunlar aydınlanma ideallerinin köklerine geri dönerek çözülebilir. Bu süreçte modernleşmenin bitmemiş bir proje olduğunu iddia eden ve aydınlanma ideallerine bağlı kalarak onları geliştiremeye-dönüştürmeye çalışan Habermas gibi düşünürlere ihtiyacımız vardır; Loytard gibi şarlatanlara değil.
  2. Bilgi aktarmacı (modern pedagoji) modele karşı çıkmak için post-moderizm benzeri kafa bulandırıcı ve tepkisel akımlara ihtiyaç yoktur. Latin Amerikalı eğitimci Paulo Freire bilgi aktarmacı (bankacı) eğitime en güzel cevabı vermiştir. Türkiye’de ve dünyada eğitim dünyasında olup bitenleri anlamlandırmak ve tutum belirlemek isteyenler eleştirel pedagoji literatürünü ihmal etmemelidir.
  3. Sayın Şahin Aybek’in yazısı, teorik tutarsızlığının yanında verili koşullardan hareketle yanlış olduğu kolayca anlaşılabilecek iddialar da içermekte. Örneğin, Amerika’da, yazarın söylediğinin aksine, hakim eğitim anlayışı neo-liberal pedagojidir; ve bu pedagojinin, yazarın tanımladığı şekliyle, post-modern yapılandırmacı eğitimle uzaktan yakından alakası yoktur. Tam tersi, neo-liberal eğitim politikaları pozitivizmden feyz alır: buna göre, bilgi objektiftir ve beşeri görecelikten bağımsızdır. Liberalizm sayesinde tarihin sonuna gelinmiş ve insanlık erişebileceği en mükemmel sınıra ulaşmıştır. Dolayısı ile yapılması gereken bu mükemmel bilgiyi standart paketler halinde öğrenciye sunmak ve yine standart (çoktan seçmeli) sınavlarla ölçmektir.
  4. Dikkatle bakılırsa, Türkiye’de 1980 den günümüze eğitime yön veren ana eksen neo-liberal politikalardır. Bu politikalar özünde sınıfsaldır. Okulları McDonaldlara dönüştürüp eğitime ayrılan bütçenin bir şekilde büyük şirketlere (sermaye) aktarmanın projesidir. Amerika’da bu aktarmadan büyük yayın evleri ve özel eğitim firmaları faydalanırken Türkiye’de ise Ensar Vakfı benzeri kurumlar nimetlenmektedirler. AKP’nin 2004 yılı eğitim programına 16 yıl sonra birde bu gözle bakılmalı. Yapılandırmacı-aktarmacı tartışması işin hikayesi.
  5. Neo-liberalizmi post-modern bağlamda ele almak gazete köşe yazısı boyutunu aşacak denli karmaşık bir konudur ve dikkatle yapılması gerekir. Örneğin, post-modern düşünce ve kültürel ortam neo-liberalizme sermaye birikimi için klasik liberalizme göre daha esnek metotlar üretti ve bunları meşru kıldı. Bu konuyu derinlemesine irdelemek isteyenler için David Harvey’in iki kitabı ufuk açıcı olabilir. (1-A Brief History of Neoliberalism ; 2- The Condition of Postmodernity : An Enquiry into the Origins of Cultural Change)
  6. Eğer Şahin Aybek’in post-modern (yapılandırmacı) eğitim tanımını referans alırsak ‘post-modernizm üst anlatıların reddi, farklılıklara saygı yerellik-çok kültürlülük ’ vesaire ise ve 2004 yılından beri Türkiye’de çocuklar bu öğretilerle büyüyorsa, Türkiye’nin bir cennet olması gerekirdi… Her türlü din ve din eğitimi bir üst-anlatı değil midir? Birbiri ardına açılan imam-hatip okullarında hangi üst-anlatı reddediliyor? Dindar ve kindar nesiller ne türden bir post-modern çoğulcu ve farklılıklara saygı duyan eğitim anlayışı ile yetiştiler ki ülke bıçakla kesilmiş gibi iki kutba ayrıldı?
  7. Post-modern düşünce-teori yada akım (adına ne derseniz) modernizm üzerinden sorunsallaştırdığı hiç bir konuya-soruya cevap-çözüm bulamamıştır. Ve fakat gerek günlük hayatta gerekse akademik-düşünce hayatında derin tahribatlar yaratmıştır. Aralarında doğrusal bir ilişki olmamasına karşın, post-modernizm neo-liberal ideolojinin hegemonya kurmasına uygun ortam hazırlamıştır. Çok-kültürlülük ve yerellik söylemleri küresel neo-liberal güçlerin ulus-devletlerin gücünü zayıflatıp, dünyayı tek bir pazar haline getirmesi için kullanıldı. Loytard ve benzeri şarlatanların iddia ettiği gibi post-modernizm üst-anlatıları (grand-theory) reddediyor olsaydı, ilk önce neo-liberalizmi reddetmesi gerekirdi. Post-modernizmin hedef aldığı ve üst-anlatı dediği şey Marksist dünya görüşüydü. 

Türkiye’de ve dünyada eğitim ve eğitim politikaları tarih boyunca sürüp giden sınıf savaşlarının bir yansımasıdır. Bu gerçeği içselleştirmeden olup bitenlere anlam vermek epeyce zor olabilir. Türkiye’de, 1980 den bu yana, eğitimi şekillendiren ana eksen (yeni-sağ) neo-liberalizmdir; Türkiye’ye özgü olan Kışla ve Camii arasındaki tarihsel gerginlikler bu ekseni bozacak denli keskin değildir. Üniversiteye hazırlık kursları (dershaneler), 1992 yılından itibaren devlet üniversitelerinde açılan paralı gece bölümleri, ve yasal hale gelmesiyle beraber mantar gibi türeyen özel üniversiteler eğitim alanını kamu yararı olan sosyal yatırım olmaktan çıkarıp kapitalizmin sermaye birikimine katkı sunacak bir tür sektör haline getirmiştir. Bu anlamda işin ekonomi boyutunda Kışla-Camii tamamen uyum içindedir. Bu sürecin kültürel boyutu ise modern post-modern paradigmasından ziyade feodal-modern çatışması ile izah edilebilir. Çünkü Türkiye’de modernliğe karşı pozisyon almış gibi duranlar post-modernist falan değil, feodal kalıntılar ve onların kent varoşlarındaki uzantılarıdır.

 

Dr. Bülent Avcı
Mart 2020

Seattle, Washington

(bu yazı daha önce www.mektepligazete.com sitesinde yayınlandı)

 288 total views,  1 views today

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu