Press "Enter" to skip to content

•MEKTEP-MEDRESE   Dr. Bülent Avcı

26.10.2026

Paris Sokaklarından Yeni Bir 68 Doğar mı?

Malum, Fransa’da liselilerin sokağa çıkmasıyla başlayan protestolar, toplumun diğer kesimlerinin de katılımıyla büyüyerek devam ediyor.

Peki, isyanların ve devrimlerin şehri Paris’ten yeni bir 68 doğar mı?

Fransa’da yaşananları, daha önceki Sarı Yelekliler Hareketi de dâhil olmak üzere, dünyadaki ekonomik ve politik gelişmelerden bağımsız değerlendirmek mümkün değil. 1970’li yıllarda Fransa’da yaratılan ekonomik değerin yaklaşık yüzde 30’u sermayeye, yüzde 70’i ise emeğe giderken, bugün bu bölüşümün sermaye lehine dramatik biçimde değiştiğini görüyoruz. Kapitalizm bir sömürü düzeni olmanın ötesine geçip açık bir soygun düzeni haline geliyor.

Yaklaşık 45 yıldır egemen olan yeni sağ politikalar, diğer bir ifadeyle neoliberal kapitalizm, eğitimden sağlığa kamusal hizmetleri ve sosyal yatırımları sistematik biçimde aşındırmakla kalmadı; şimdi de savaşa (Rusya ile) hazırlık gerekçesiyle askerî harcamaları ve savunma bütçelerini astronomik ölçülerde artırmanın peşinde.

Ve bir gün bakıyorsunuz, liseliler sokaklara dökülmüş.

Talepleri aslında son derece temel ve meşru. Yoksul mahallelerdeki devlet okullarının binaları dökülüyor; yeterli sayıda nitelikli öğretmen ve eğitim materyali bulunmuyor. Ancak bütün bunlardan daha önemlisi, gençlerin giderek derinleşen geleceksizlik duygusu, belirsizlik ve bunun yarattığı öfke.

Bence meselenin daha derin bir boyutu var. Bu gençler, egemen sınıfların, yani burjuvazinin, kendilerini eşit değere sahip insanlar olarak görmediğini artık çok açık biçimde kavramış durumdalar. Günlerdir sokakları dolduran öfkenin temelinde de bu farkındalık yatıyor.

Kapitalizmin bugünkü örgütlenme biçimi, geçmişte olduğu ölçüde geniş kitlelerden nitelikli ve eğitimli iş gücü talep etmiyor. Dolayısıyla toplumun bütün kesimlerine nitelikli eğitim sunmak, sermaye açısından giderek bir öncelik olmaktan çıkıyor. Eğitim, herkesin hakkı olan kamusal bir değer olarak değil, ekonomik ihtiyaçlara ve piyasanın taleplerine göre düzenlenen bir hizmet olarak görülüyor.

Peki, bugünün Paris sokakları 1968’in Paris’ine ne kadar benziyor?

1968 Paris’inde coşkulu kalabalıkların uğruna güneşi fethetmeye çıktığı bir sosyalizm ve devrim hayali vardı. Daha özgür, daha eşit ve daha adil bir dünyanın kurulabileceğine ilişkin güçlü bir kolektif inanç söz konusuydu.

Bugünün Fransa’sında ise böylesine güçlü, ortak bir toplumsal dönüşüm tahayyülünün varlığından söz etmek zor. Üstelik sokaklardaki bu öfkenin farklı yönlere evrilme ihtimali de var. Protestolara katılanlar arasında ikinci ve üçüncü kuşak göçmen kökenli gençlerin önemli bir yer tutması, beyaz Fransız toplumunun bazı kesimlerinde milliyetçi ve yabancı düşmanı tepkileri körükleyebilir. Böyle bir süreç, paradoksal biçimde, aşırı sağın ve faşizan hareketlerin güçlenmesine de hizmet edebilir.

Ancak madalyonun diğer yüzünde önemli bir tarihsel olanak bulunuyor.

Bu sokak isyanları, eğitimden sağlığa kadar kamusal hizmetlerin yeniden güçlendirilmesini, sosyal yatırımların artırılmasını ve toplumsal kaynakların daha adil paylaşılmasını talep eden küresel bir dönüşümün ideolojik ve politik nüvelerini de yaratabilir. Böylesi bir potansiyeli kesinlikle taşıyorlar.

Çünkü nitelikli eğitim ve güçlü sosyal hizmet talepleri, daha geniş bir özgürlük, eşitlik ve toplumsal adalet anlayışıyla buluşmadığı sürece kalıcı bir başarıya ulaşamaz. Eğitimde eşitlik mücadelesi, toplumsal eşitlik mücadelesinden bağımsız düşünülemez.

Öte yandan, uzunca bir süredir dünyanın egemen güçleri kendi içlerinde küreselciler ve ulus-devlet merkezli politikaları savunanlar olarak ayrışmış durumda. Bu iki güç arasındaki ekonomik ve politik mücadele giderek sertleşiyor. Filler tepişirken çimlerin ezilmesi misali, sokaklardaki gençlerin haklı talepleri de bu güç mücadelesinin gürültüsü içinde kaybolabilir; hatta taraflardan birinin politik amaçlarına hizmet eden araçlara dönüşebilir.

Tam da bu nedenle, eğitim üzerine geliştirdiğimiz düşüncelerin, dile getirdiğimiz taleplerin ve ortaya koyduğumuz eylemlerin hangi toplumsal gelecek hayaline hizmet ettiğini sürekli sorgulamak zorundayız.

Eğitim mücadelesi, yalnızca daha iyi okullar, daha fazla öğretmen ya da daha güçlü bir kamusal eğitim sistemi talebiyle sınırlı kalmamalı; daha eşit, daha adil ve daha özgür bir toplum kurma idealinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Çünkü nasıl bir eğitim istediğimiz sorusu, son tahlilde nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz sorusundan ayrı düşünülemez.

Dr. Bülent Avcı
Seattle, Ekim 2026

Loading

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu