Press "Enter" to skip to content

1 Kasım 2015 Seçimi ve Öncesi / Emin Toprak

07.11.2022

1 Kasım 2015 Seçimi ve Öncesi

AKP ile CHP arasında günlerce süren: ‘İstikşafi Görüşmeler’i hatırlıyor musunuz?

İşte bu soruyla yazıya başlayacaktım birde baktım ki:

‘1 Kasım Dünya Kobane Günü!’

O halde söze bu önemli günü anarak başlamalıyım:

Peki, ne olmuştu, niçin Dünya Kobane Günü?

Çünkü, 2014’te Suriye’nin kuzeyindeki Kobane’ye saldıran insanlık düşmanı cihatçı IŞİD çeteleri bölge halklarına saldırarak bir vahşet sergilemişti. Bu saldırılara karşı direnen bölge halkı, 4 aylık bir savunmanın ardından çeteyi bölgelerinden çıkararak bir özgürlük destanı yazmıştı.

Dünyada hayranlık yaratan bu direniş destanın asıl kahraman ya da özneleri de tıpkı İran’ın Tebriz eyaletindeki Kürt kadın Mahsa Amini’nin ‘ahlak polisleri’nce zalimce katledilmesiyle başlayan (13 Eylül) ve güçlenerek günümüze ulaşan halk hareketinde olduğu gibi kadınlar olmuştur.

Dünya Kobanî Günü olması çağrısını; Nobel Barış Ödülü sahibi, insan hakları savunucusu Adolfo Perez Esquivel, Amerikalı filozof, dilbilimci Noam Chomsky ve farklı ülkelerden 130 akademisyen, yazar, gazeteci yapmıştı.

Ve daha Kobane kenti saldırı altındayken, “1 Kasım Dünya Kobane Günü” kabul edilmişti.

Bu özgürlükçü direnişi sevgi ve saygıyla anıyorum…

1 Kasım Dünya Kobane Günü Kutlu olsun!…

***

Şimdi de sıra size soracağım, fakat cevabınızı beklemeden cevaplamaya çalışacağım o soruya geldi:

“AKP ile CHP arasında günlerce süren: ‘İstikşafi Görüşmeler’i hatırlıyor musunuz?”

Ben unutmuşum!
(Çünkü insanın belleği sınırlıdır onun için de tüm yüklerini güncel tutamaz. Hele de kötülükleri çabucak unutmak ister. Ancak, bir uyarıcı aldıkça anımsar o kara günlerde olup bitenleri).

Hem size bu soruyu sormayı düşündüğümde, Ekim’in son günleriydi. Kasım geldiğinde zaten hatırlardım.

Fakat eski ‘AKP Grup Başkan Vekili’ Mahir Ünal’ın başlattığı tartışma, 1 Kasım 2015’i hatırlamamı hızlandırdı.

Şöyle ki:

Mahir Ünal, 21 Ekim günü, ‘Osmanlıcılara’ ‘selam’ olsun diye Cumhuriyet kazanımlarını hedef alarak: “… Cumhuriyet, bizim lügatımızı, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir” demişti. Bu sözler AKP’de büyük çoğunluğun ürkek bir iç seslenişi olduğu için derin bir sessizliğe neden olmuştu.

Bahçeli’nin 25 Ekim’de: “Cumhuriyetin Türk kültürüne, diline ve düşünme setlerimize zarar verdiğini iddia edenler talihsiz, tarifsiz ve temelsiz yanlışın pençesindedirler” deyince de AKP’de bir fırtına koptu.

Ünal, 30 Ekim günü: “… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı Cumhuriyeti ‘her dem kendini yenileyen coşkun bir nehir’ olarak ele almak gerekir” dedikten sonra da: “Grup Başkan Vekilliği görevimden affımı talep ettim” demek zorunda kalmıştı. ‘Af talebi’ hızlıca kabul edilmiş ve yerine de bir benzeri olan Özlem Zengin getirilmişti.

Peki, bu olay üzerine ben niçin 1 Kasım 2015 ve ‘İstikşafi Görüşmeler’i anımsadım?

Anlatayım:
Erdoğan ‘tek adam’ olma egosuyla; ülkemizin demokrasisi ve Kürt sorununa çözüm bulmak amacıyla AKP ve HDP yetkililerince hazırlanıp imzalanan: “28 Şubat 2015 Dolmabahçe Mutabakatı”nı ‘yok’ saydı ve Haziran 2015 genel seçimine katıldı.

7 Haziran 2015 seçiminde aldıkları yenilgiyle ne AKP tek başına iktidar ne de Erdoğan ‘Tek Adam’ olabildi. Erdoğan, bu demokratik yenilgiyi kabullenemediği için artık onun için tek yol/tek amaç çözümsüzlük yaratıp yeni bir seçime gitmek olmuştu!

Öyle de yaptı!

7 Haziran seçiminin üzerinden 32 gün geçince, 63. Hükümeti kurma görevini Davutoğlu’na verdi.

AKP-CHP hükümetini kurma işi, çok uzun-trajikomik “İstikşafi Görüşmeler” ve ‘ipe un sermek’ denecek bahanelerle sonuçsuz kaldı, yasal süre bitti ve yeni bir seçimin 1 Kasım 2015 günü yapılmasına karar verildi.

İşte o zamandan beridir Bahçeli, bu sürecin bir öznesi ve sanki ‘AKP’nin de kayyumu olmuş durumda…

Ortak amaçları, ülke çapında bir korku iklimi yaratarak yapılacak yeni seçimi kazanmaktı.

İşte, o kanlı korku iklim sürecini (7 Haziran-1 Kasım 2015), hazırlayan birçok yaşanmışlıktan sadece üç tanesi:

5 Haziran 2015 Diyarbakır Katliamı…

20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı…

10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı…

Bunlar ve benzeri katliamlarla, nice canlara kıyılmış niceleri yaralı-sakat bırakılmış ve halkımıza nice acılar yaşatılmıştır.

Ve bu korku iklimi halkımızın çoğunluğuna; hipnoz hali, baş eğme ve kaderci bir çaresizlik duygularını miras bırakmıştır.

Hipnoz halindeki kişi/kişiler, neden-niçin sorgulaması yapamaz, sadece kimin egemenliği altında iseler onun dediklerin yaparlar. Artık bu kişi ve grupların belleklerindeki: komşuluk, tanışlık, dostluk, arkadaşlık … gibi duygular unutulmuş, yerini hipnoz edenin buyruk ve istekleri almıştır.

Bu hipnoz hali kalıcı değildir, zamanla geçer, geçer geçmesine de… Eğer kişi o süreçte kötülük ve zalimliklere alet olmuşsa; onlarla yüzleşir, utanır, içine kapanır, için için yanar. Birileri eğer dostça ona el uzatır, dokunur ve dinlerse, bir bir söyleyecektir olup biten her şeyi.

Fakat olan olmuş ölen ölmüş, derin toplumsal yaralar açılmış olduğu için ‘pişmanlık’ etkisiz kalmıştır.

Sonrasında da herkes büyük acılar çekip, kayıplar vermiş, öldürülen-öldüren gençler, dul kalmışlar, anasız-babasız çocuklar ve onların ahları, yaraları, acıları toplumun kalıcı kamburu olmuştur.

Peki bu olup-bitenlerin hiç mi kazananı olmamış?

Hiç olmaz mı, bunlar; çok çok kazanan, az sayıdaki silah tüccarları, uyuşturucu baronları, büyükbaş müteahhitler ve onların işbirlikçileri olan sömürücülerdir.

Halkımızın büyük çoğunluğu, bunların oyun ve algılarına inanıp onlara figüran oldu ve yenik düştü…

Ama biz yine de Bertolt Brecht’in isteğine uyup pes etmeyeceğiz:

“Bizce en iyisi kalkmak yeter artık demektir
vazgeçmemek için kırıntısından bile yaşamanın
karşı çıkmaktır var gücümüzle acıyı doğuranlara
yaşanır hale getirmektir dünyayı bütün insanlara.”
***Bertolt Brecht***

Emin Toprak – DOSTÇA

 154 total views,  1 views today

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu