Press "Enter" to skip to content

Özgürleştiren Eğitim / Kemal İnal

01.09.2019

 

 

 

Özgürleştiren Eğitim

Kemal İnal

Demokratik eğitim dünyasına merhaba…

Herkesin eğitime dair olumlu bir görüşü vardır. Çünkü eğitim bizi “adam” eder, “meslek sahibi” yapar, “kültürlü” kılar. Okul okumak, hemen her toplumda değerlidir. Okulda eğitim alır ve “incelir”iz. Şöyle veya böyle medenileşirken daha rafine bilgi sahibi oluruz, olaylara bakış açımız değişir, elde ettiğimiz çeşitli becerilerle kendimizi değerli hissederiz. O yüzden atalarımız “bana bir harf öğretenin bin yıl kulu olurum” demiş. Belki de sorun da bu noktada başlamış: Eğitim bizi yurttaş, demokratik bir insan yapacağına “kul” yapabiliyor.

Bizi eğitenlere niye kul oluyoruz ki?!

“Okumuş cahil” terimini hepimiz biliriz. Hani bir de, “o kadar cehalet ancak eğitimle mümkün” diye bir laf var… Yani okumanın, eğitim almanın, meslek sahibi yapsa da “adam” olma veya “kültürlü kılma”ya gücü yetmeyebilir. Her halükarda, “eğitim şart” diyoruz çünkü modern toplumlarda eğitim almak, sanki hava gibi bir şey. Onsuz olmuyor…

Sorun, belki de aldığımız eğitimin türünde, biçiminde, içeriğinde… Torna tezgâhı misali “Türk eğitim sistemi”nin içinden “incelmiş” olarak çıkamıyoruz. Ağaç, girdiği torna tezgahından kütük olarak da çıkabiliyor, sükseli bir mobilya olarak da… Misal, İmam-Hatipler, medrese gibi çalışan İlahiyat Fakülteleri vb. Bu tür okullardan çıkanlar, 17 yıldır Türkiye’yi yönetiyorlar. Bu zamanda eğitim nitelikçe dibe vurdu. Her gelen eğitim bakanı, bir öncekinin yaptığı işleri silip yeniden başladı. AKP, eğitimde reform yapmaktan yorulmadı ama biz reforme olmaktan bıktık! Nasıl reform ise, düzelteceğine daha da bozdu. İlk ve orta öğretimde 17 milyon öğrenci, bir milyon da öğretmen var. Yüksek öğretimi de katarsak, yaklaşık 25 milyon insan örgün eğitim sistemi içinde. Bu da ülke nüfusunun neredeyse üçte biri. Yani bu alanda büyük bir insan potansiyeli var, çok da para harcanıyor ama sonuç alınamıyor. Peki, nerede hata yapıyoruz.

Bu köşede sizlerle bu hataların nerelerde yapıldığını paylaşıp çözümler önereceğim. Alternatif eğitim, ülkemizde giderek gelişen bir alan. İster kamu isterse özel sektörde çalışsın, öğretmenler alternatif müfredat, öğretim yöntemi, alıştırma tekniği, farklı ölçme-değerlendirme modeli vb. peşinde habire. Modern kalıplar içinde bile bir dolu geleneksel düşünce ve uygulama artık miadını doldurdu. Çoğu eğitimci, alternatif şeyler arıyor. Bu uğurda son yıllarda Türkiye’de pek çok alternatif okul kuruldu, proje geliştirildi, yöntem denendi, uygulamalar gerçekleştirildi.

Fakat alternatif eğitim alanında da büyük bir kafa karışıklığı var veya anlaşmazlık. Herkes kendi yaptığını alternatif eğitim olarak adlandırırken, bir diğer çalışmayı anaakım içinde damgalayıp eleştirebiliyor. Bu köşede ben, “gerçek alternatif”lerin neler olduğunu saptamaya çalışacağım. Bu uğurda tarihten bol bol örnek verip değişik ülkelerdeki zengin uygulamalardan bahsedeceğim.

30 yıldır eğitim alanında eleştirel çalışmalar yapıyorum. Bu beni çok zenginleştirdi ama buradaki yazılarıma vereceğiniz cevap, getireceğiniz eleştiri ve yapacağınız öneriler benim için çok değerli olacaktır. Her yazım eleştiriye açık olacaktır. O yüzden lütfen bana yazın ve böylece etkileşimsel bir mecra oluşturalım. Sizden öğrenmeye açığım. Eğitim nihayetinde “diyalojik” bir süreç, monolog değil. Eğitim aslında öğrenen-öğreten arasında konumu sık sık değişen veya değişmesi gereken bir “ilişki”dir. Bu köşede bir kürsü, öğretmen ve dikte olmayacak. Beraber düşünüp beraber yazacağız, tartışıp yeni yollar bulmaya çalışacağız.

Yolumuz açık olsun.

Kemal İnal

(inalkemal@gmail.com)

 792 total views,  1 views today

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu