Press "Enter" to skip to content

Kapatılan Köy Okulları ve Kredi Kartları / Bülent Avcı

27.12.2020

 

 

 

Kapatılan Köy Okulları ve Kredi Kartları

Bülent Avcı

4+4 sistemini bahane ederek Türkiye’de birçok köy okulunun kapısına kilit vuruldu. Yüzbinlerce öğrenci minibüslerle kasaba ve kentlerdeki okullara taşınıp durmakta. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kamuoyuna açık demokratik bir tartışma yapılmadan efendilerin isteği ve emri yukarıdan aşağıya empoze edildi. Köylerde yaşayan ailelerin ve öğrencilerin mağduriyeti kimin umurunda?

(Rakamlar Birgün gazetesinden alınmıştır)

Yukarıdaki tablolun gösterdiği gibi, kapanan okul sayısı ciddi bir rakam teşkil etmekte. Bir köy ilkokulundan mezun olmuş bir eğitimci olarak bu konuya biraz kişisel ve duygusal yaklaşacağım izin verirseniz…

Doğma büyüme Karadenizliyim ben. Aşağıda resmini gördüğünüz, taşımalı eğitim uygulamasının ardından, harabeye dönmüş Yavuz İlkokulunda okudum ben. Karadeniz sahil şeridinde, Ordudan Sarp sınır kapısına kadar olan bölgede binlercesine rastlayabileceğiniz harabeye dönmüş okul binalarından sadece bir tanesi.

Yavuz ilkokulu-Rize, Pazar, Hasköy

Oysa köy okulları kırsal kesimlerde kültürel canlığa ortam hazırlayan yerlerdi. Öğretmenler atama yoluyla yerleştirildiği için köy ortamına dışarıdan kendi kültürlerini getirmekteydiler. Bu anlamda sadece öğrencileri değil tüm köy halkını eğitmekteydiler. Gökçeada öğretmen okulundan mezun olmuş yeni evli bir çift atanmıştı bizim ilkokula 1979 yılında: Hanife hoca bizim okula, kocası Mehmet hoca yakın bir köy (Dağdibi Köyü) okuluna atanmıştı. Yavuz İlkokulunun Lojmanında yaşıyorlardı. Hanife hoca, derslerden arda kalan vakitlerinde, köyün kadınlarına ve genç kızlarına okuma yazma öğretiyor ve kitap okuma günleri yapıyordu. Mehmet hocada kahvehane ve ev sohbetleriyle dargınları barıştırıyor ve demokratik değerleri, yardımlaşma-dayanışma kültürünü geliştirmek için çaba harcıyordu…

Taşımalı sistemden sonra aileler bir süre daha köyde yaşamayı sürdürdü fakat karda, kışta, yağmurda köyden kasabaya minibüslerle in-çık… Baş edilecek gibi değildi. Ahırdaki ineklerini ve kümesteki tavuklarını satıp evlerine kilit vurarak herkes bir şekilde kasabalara taşındı.  Bir zamanlar yaşam ve kültür dolu Karadeniz köyleri bugün artık sezonluk yayla evlerine dönmüş vaziyette. Yaz aylarında çay ve fındık sezonu için canlanan köyler kış aylarında ürkütücü bir ıssızlığa teslim oluyor.

Bu durum ilk bakışta kendiliğinden (spontane) bir toplumsal akış gibi görünse de, biraz altını eşeleyince  kazın ayağının hiç de öyle olmadığını anlıyorsunuz.

4+4 martavalı ile insanlara yutturulmaya çalışılan taşımalı sistemin esas amacı, görece olarak kapitalist tüketim kültürünün dışında yaşayan köy sakinlerini bu tüketim çarkının içine dahil edip herkese kredi kartı dağıtmaktı ve başarılıda oldu. Bir anda şehre kapağı atan insanlar tüm ihtiyaçlarını sayıları her geçen gün artan süper marketlerden karşılamaya başladı: Yoğurdu, ekmeği, meyveyi sebzeyi…

Oysa Karadeniz köylerinde kendine yeten ve bugünlerde meşhur olan deyimle süründürülebilir bir gıda-yaşam döngüsü vardı. Üzüm ve hurmadan pekmez yapılır, hamsinin kışlık salamurası bidonlara doldurulurdu. Dere kenarlarında kurulan değirmenlerde kışın kurutulan mısırdan ekmek  unu yapılırdı. Sebze ve meyveler kışın buzdolabı vazifesi gören serender de kurutulur ve kış boyu yenirdi. Her evin bahçesinde mutlaka lahana bulunur ve onun yemekleri yapılırdı. Herkesin ahırında en az bir ineği, kümesinde tavukları bulunurdu… et, süt, peynir, yoğurt, ekmek bakkaldan maketten alınan değil bizzat evde yapılan şeylerdi. Toprağa ekilecek tohumlar bir önceki seneden güneşte kurutulup saklanırdı; parayla alınmazdı. Çok uzak bir geçmişten değil 5-10 sene öncesinden bahsediyorum… Ortalama bir hanenin mağazadan para verip almak zorunda olduğu şeyler son derece sınırlıydı. Banka ile, kredi kartı ile işi olan insan sayısı çok azdı.

2010-2020 arası il bazında Karadeniz sahil şeridinde kredi kartı başvuru rakamlarına baktığınızda taşımalı sistemle tasfiye edilen köy okullarının küresel sermayenin ve onun yerli işbirlikçilerinin çok ince çalışılmış bir tezgahı olduğunu anlıyorsunuz.  Köy ilkokullarının kapatılması kesinlikle bir zorunluluk değil politik bir tercihtir. Bu okullar pekala açık tutulabilir ve 4+4 ün ilk dört yılını karşılayabilirlerdi…

Köy okullarının durumuna ileriki yazılarımda daha derinlemesine değineceğim.

2021 yılının hepimiz için seçeneklerin daha çok ve mecburiyetlerin daha az olması dileğiyle…

Bülent Avcı
Seattle, Aralık 2020

 454 total views,  1 views today

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu