Press "Enter" to skip to content

Uzaktan Eğitimin Felsefesi Ve Okulun Kaçınılmaz Varlığı / Kemal İnal

19.01.2021

 

 

 

Uzaktan Eğitimin Felsefesi Ve Okulun Kaçınılmaz Varlığı

Kemal İnal

Uzaktan eğitim ile yüz yüze öğretimin yapıldığı okul arasındaki farkları herkes bilir. Farkı yaratan da, öncelikle öğretmendir. Bilgisinden görgüsüne, mimiklerinden giyimine, davranışlarından hal ve tavırlarına değin derslik içi ve diğer okul mekanlarındaki canlı haliyle öğretmen, okuldaki öğrencilerin eğitsel düşünce ve pratiklerini neredeyse tek başına belirleyebilecek bir güce sahiptir. Uzaktan eğitimde ise bambaşka bir şey görürüz. Öğretmen ile öğrenciler arasındaki öğretim ilişkisini dolayımlayan güçler (ekran, çeşitli elektronik işlemler, sanal semboller vb.), eğitimin canlı-kanlılığını ortadan kaldırdığı için, toplumsal öğretim ilişkisinin eğitime içkin sosyalleşme imkanını yok eder. Okul, öğretime paralel giden ritüeller, andlar, alışkanlıklar ve törenleriyle öğrencileri bir toplumun çeşitli felsefeleri içine sokan en önemli kurumsal/örgütsel güçlerden biridir. Durkheim’ın dediği gibi okul, toplumun örneksel bir minyatürüdür. Uzaktan eğitimde öğretmen, bu avantajı yaratacak imkanlardan yoksun olduğu için kritik önemde bir eğitici figür olma imkanını yitirir, haliyle dolayımlayan gücün (medya) dolayımlananı haline gelir. Uzaktan eğitim, bir tür “medyalaştırılmış öğretim”i sanal okula haline sokarak kurumsal varlığı yeniden üretmeye çalışır ancak bunu başaramaz. Okuldaki eğitim, bir öğretimdir ve öncelikle sosyallikleri yeniden üretmeye çalışır: Emir kipleri (sus, önüne bak, şunu yaz vb.), öğretmen duruşunun öğrencide yarattığı imgelemler (öğretmenin kimliği, saygı duyulacak bir figür olması gibi), kural ve normların bedensel duruştan düşünceleri biçimlendirmeye değin geniş bir alanı taraması… Uzaktan eğitim, Facebook arkadaşlığı gibi kalabalık sosyal yalnızlığı yeniden üretir, okul ise öğrencide var edeceği yurttaşlığın gerektirdiği ödev ve hakların somutlaştığı türlü özellikleri. Okul bahçesinde, örneğin, dersliklere sıra olup girmek, toplumda da yankılanır: Sinema kuyruğuna girmek gerekir, başkasının hakkına tecavüz etmemeliyiz, kişisel ve sosyal normlara riayet etmeliyiz… Okul, uzaktan eğitimden farklı olarak, bilgi, beceri ve deneyimleri aktarmanın çok ötesinde sosyal içkinliklere sahiptir. Okul, aileden topluma geçişte bir ara durak, geçiş aşaması veya transfer aracı değildir; bilakis, anlamı yaşam boyu sürecek çok çeşitli yetkinliklerin öğrencilere kazandırıldığı hayati bir örgütsel kurumdur. Eğitim kurumu kendini örgütlerinde var eder, başta da okullarda. Okul, eğitimi taşır ancak yorumlar, yerele uyarlar, eleştirel süzgeçten geçirir. O anlamda mutlak bir yeniden üretim aracı değildir; her türlü karşı çıkışı da bağrında üretir. O yüzünden yenilikçidir okul; okuma edimi, hayatı okumaya dayanır ve hayatın renklerini, farklılıklarını ve çeşitliliklerini ortak idealler (yurttaşlık gibi) üzerinden yeniden okur. Uzaktan eğitimde ise bu tür oldukça uzaktır, erişilemeyecek denli uzak. Okulda ders bitince ders alınır, uzaktan eğitimde ise başlamayan ders medyalaştırılmış alan içinde etkisiz bir ses olarak kalır. Öğrenci okulda kendisini bulur, kimlik ve kişiliğini kazanır oysa uzaktan eğitim modelinde öğretimin bu boyutu yoktur. Çocuklar, okulu neden severler? Niye koşa koşa okula giderler? Çünkü okulda kendi akran hayatının bütün imkanlarını bulurlar. Çocuk okula kendisinin kim olduğunu bilmek için gider; öteki türlü, ekran başında medyanın dolayımladığı bağlamda eğitim, öğretim değildir, olamaz da. O yüzden evde sıkılan öğrenciyi ekran, semboller, teknolojik ilerilik kurtaramaz. Okulda çocuk ve gençler toplumu buldukları için eğitimin öğretim boyutunu severler.

 1,980 total views,  1 views today

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu