Press "Enter" to skip to content

Türkiye’nin Solu, Solun Türkiye’si (I) / Bülent Avcı

Lurasidone cream over the counter 27.11.2023

Sidi Akkacha Türkiye’nin Solu, Solun Türkiye’si (I)

Geçenlerde, Murat Belge ve Ömer Laçiner Medyaskop-Ruşen Çakırın konuğu oldular.

Genel olarak, sol dünya görüşünün içinde bulunduğu durumu Türkiye özelinde tartışmaya açtılar.

Arkasından gelen Filistin meselesi dikkatleri başka yöne çekse de, bu üzerinde durulması gereken bir konu olduğu kanaatindeyim. Bu ilk yazı kısa bir giriş; ikinci yazı, temel sorunlar detayları üzerine olacak; serinin son yazısı ilk iki yazının oluşturduğu bağlamda eğitim üzerine olacak.

Murat Belgenin konuştukları hakkında söylenecek pek bir şey yok: harita pusulayı iyice şaşırmış bir entelektüelin hazin sonu… Fakat Laçiner’in söylediklerinde üzerine düşünmeye ve konuşmaya değer yönler var.

Ruşen Çakır’ın “sol neden başarısız” sorusuna (yazının sonunda linkler mevcut) Laçiner’in cevabı özetle şöyle:

70 yıllık sosyalist deneyim işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanarak hak ettiği payı alma mücadelesi-eylemi üzerinden inşa edilmişti. Mevcut veriler ışığında sosyalist ülkelerin çalışan sınıflara-emekçilere kapitalistler ülkelerin çalışanlarına oranla çok daha fazlasını verdiği bir gerçek. Fakat buna rağmen, işçi sınıfının bu düzene sahip çıkmadığı da başka bir gerçek…

Demek ki insanlığın eşitlik temelinde bir bölüşüm ideolojisinin üzerinde ve ötesinde farklı gereksinimleri vardır. Sadece eşitlik talebinde bulunmak çok da doğru bir çıkış noktası olmayabilir.

Global kapitalist dünya geçmişte olduğu düzeyde işçiye ihtiyaç duymamaktadır. Özellikle Yapay Zekâ (teknoloji) alanında yaşanan gelişmelerle bırakın işçi sınıfını, geçmişte göreceli ayrıcalıklara sahip olan meslek guruplarının, doktor, mimar, avukat gibi, işsizlik sorunu ile karşı karşıya kalmasına ramak kalmış bir dünyada yaşıyoruz.

Emeğine ihtiyaç duyulmayan işçi sınıfının daha iyi bir dünya kurma iddiası olamaz; bu iddiayı çoktan kaybetmiştir. Dolaysıyla devrimci iddiayı kaybetmiş işçi sınıfının sınıf bilincinden ve ideolojisinden bahsetmek olanaksızdır.

Ne yapmalı öyleyse?

Sol öncül liderlerin kabullerinden ve hedeflerinden vazgeçmelidir.

Yeni teknolojik imkanların daha adil bir dünya kurma noktasında nasıl kullanılabileceği üzerine kafa yormalıdır.   

Solu bu tartışmaya davet ettik ama gelmediler gelemezler….

Ömer Laçiner’in durumu izah şekli özetle böyle.

Şimdi, baktığımızda sol dünya görüşünün Dünyada ve Türkiye’de 1980’den başlayarak artan bir ivmeyle güç ve prestij kaybettiği herkesin malumu. Coşkulu kalabalıkların uğruna güneşin fethine çıktığı bir sosyalizm hayalı yok artık… Sermayenin emek sömürüsü olabildiğince artmasına rağmen sendikalı işçilerin oranı dibe vurmuş vaziyette. Dünyada ve Türkiye’de sol-sosyal demokrat partiler parlamenter sistemde üst üste seçim yenilgisi alıyor. Faşizan bir popülizm almış başını gidiyor…  Akademik dünya tümüyle neoliberal (yeni sağ) ideolojinin işgali altında. Sol kültürel alanlardaki hegemonyasını çoktan kaybetti. Bir zamanlar sol-devrimci dünya görüşünün sınıfsal bakışla içini doldurduğu eşitlik, özgürlük ve adalet gibi kavramlar, kimlik politikaları üzerinden içi boşaltılmış ve neoliberal güçlerin oyuncağına dönüşmüş halde.

Geçmişte 9-6 yollarında emeği sömürülen çalışan sınıflar bugün akıllı telefonlar sayesinde 7-24 sisteme esiri oluş durumdalar. Yapay zekâ üzerinden gerçeğinden ayırt etmesi imkânsız sahte yazılı ve görsel malzeme üretebilen ve son derece esnek çalışma koşulları yaratabilen küresel kapitalist bir dünya düzeniyle karşı karşıyayız… Bırakın sınıf bilincini, insanlık bilinç ve ahlak-etik arasındaki zorunlu ilişkiyi ve giderek değerler dünyasını tümden kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya… Entelektüel karşıtlığının ve popüler faşizmin sarmaladığı sosyal-politik atmosferde ve sosyal medya yüzeyselliğinin hâkim olduğu bir kültürel ortamda var olmaya çalışıyoruz. Bu listeyi uzatmak mümkün…

Sol Türkiye’de 1990ların başından beridir değişen biçim ve içeriklerde bir tartışmanın içinde.

Durum böyleyken üstat Çernişevski’nin “Ne Yapmalı” sorusuna hiç kimsenin tatmin edici bir cevabı yok maalesef. Ebetteki bu konuları büyük bir özen ve ciddiyetle ve de yaşamdan kopmadan tartışmalıyız. Fakat yanlış sorulardan doğru cevaplara ulaşılamaz. Ama yanlış sorular bazı mürekkep yalamış okur-yazar ve düşünürleri AKP’nin memlekete demokrasi getireceği yanılgısına düşürebilir…  Bu anlamda Laçiner’in söylemleri önemli olmakla beraber kendi içinde bir sürü sorun-çelişki içermekte.

Gelin Ruşen Çakırın sormadığı soruları biz soralım

Örneğin sol ve solcular öncülerin (ki sanırım Marx, Lenin ve diğer öncü kadroları kastediyor) çıkış noktalarını ve ideallerini terk edecekse, yerine ne koyacak? Bu söylemin pratik bir karşılığı yok gibi duruyor. Kaldı ki don lastiği gibi her tarafa çekilebilir bir söylem bu.

Öncü iddialardan kasıt nedir?

Örneğin Marx’in emek üzerinden tanımladığı bilgi teorisi (epistemoloji) geçerliliğini yitirmiş midir?

Artı değer teorisi halen geçerli midir?

Peki ya yabancılaşma ve Marxizm’i politik-felsefi-ekonomik bir teori yapan diğer kavramsal bileşenler?

Burada vazgeçilmesi gereken tam olarak nedir?

Laçiner bu noktalarda sessiz….

Sormaya devam edelim:

-Bolşevik devrimin çöküşüne bakarak eşitlik idealini geçersiz ilan etmek liberalizme paye vermek anlamına gelmez mi?

-İnsanlığın 70 yıllık sosyalist deneyimin başarısızlığı tarihsel midir yoksa teorik midir?      

-Şayet işçilerin ve giderek tüm çalışanların üretimden hak ettikleri payı almalarının üzerinde ve ötesinde varoluşsal kaygıları varsa bunlar nelerdir ve solun ideolojik-politik düşünce ve eylem çizgisi ile nasıl ilişkilendirilebilir?

-Emek eksenli örgütlenmiş bir toplumda teknolojik ilerleme (yapay zekâ dahil) insanlığın ortak çıkarları için kullanılabilir ve kesinlikle korkulacak bir şey değildir. Fakat geleneksel sol ideallerin geçersizliğini ilan ettikten sonra “Yapay Zekâ ve benzeri teknolojileri sol idealler doğrultusunda nasıl kullanabileceğimiz üzerine düşünmeliyiz” söylemi kulağa hoş gelse de içi boş bir söylem değilimdir?

Ortada ne bir işçi sınıfı ne de sınıf ideolojisi varsa, solun kitle tabanı kimlerdir?

Sol öncülerini terk edeceksek emek-sermaye çelişkisini (eğer kaldıysa böyle bir kavram) nasıl anlayacağız?

1980 sonrası gelişen kadın hareketi solun neresine düşer? Bebek sahilinde yüksek sosyete bir kadın ile varoşlardan gelen işçi bir kadının bu harekete uzaklığı ya da yakınlığı nedir?

Kimlik politikalarının Sol çevrelerde yarattığı zarar-ziyan nelerdir; kimlik politikaları özgürleşme getirir mi?

Şimdi o meşhur deyimle somut koşulların somut tahlilini yaparak söylersek; evet genelde Solun özelde Marxist teorinin önünde aşılması gereken ciddi engeller var.

Kısaca özetlersek:

  1. Küreselciler ve ulus-devletçiler diye ikiye bölünen egemen sınıflar arasında dünya ölçeğinde sürüp giden bir kavga-mücadele var. Bütün ekonomi-politik teorisini ulus-devlet üzerinden inşa etmiş olan Marksizm mevzuyu anlama ve karşı duruş sergileme noktasında bocalıyor.
  2. Teknolojik ilerleme egemen sınıflara olağanüstü bir kontrol mekanizması ve esnek çalışma-üretme olanaklarını sağlıyor. Binlerce işçinin çalıştığı fabrikalar yerine küçük ölçekli, parçalanmış ve belli bir zaman-mekân duygusu oluşturmayan istihdam biçimleri ortaya çıktı. Dahası, birçok iş alanının, teknoloji sayesinde, insan emeğine olan gereksinimi giderek azalmaya başladı. Aynı şekilde Sol entelektüel çevrelerin kafası bu konuda net değil.
  3. Emperyalizmin bir sonucu olarak gelişen küresel göç dalgaları sadece batı dünyasını değil nerdeyse tüm ülkeleri etkisi altına almış vaziyette. Neoliberal küreselleşme ile bağlantılı olan bu duruma Sol dünya görüşünün net bir cevabı yok: daha açık olarak söylersek, Solun bu konuda kendi tabanını ikna edecek bir cevabı yok. Yükselen milliyetçi dalga faşist partileri birbiri ardına iktidara taşıyor. Ve Sol nerdeyse bir buharlaşma tehlikesi ile karşı karşıya.
  4. Solun geleneksel idealleri olan ve sınıfsal analiz üzerinden tanımlanan eşitlik, özgürlük ve adalet kavramları neoliberal (ideolojik) ve post-modern(kültürel) saldırılara maruz kaldı. Bu kavramların sınıf yerine kimlikler üzerinden tanımlanmaya başlamasıyla beraber, Marksizm kültürel-ideolojik hegemonyasını tümüyle kaybetti.
  5. Neoliberalizm (yeni sağ) eğitim dünyasına tüm gücüyle yüklenerek önce solun tüm versiyonlarını elimine etti; ardından anaokulundan üniversiteye kadar her alanı işgal edip, kendilerine sol-liberal diyen andavalları da peşine takarak, kırılması zor bir hegemonya kurdu.

Durum kısaca böyle…                                                     

Bir sonraki yazıda bu beş ana başlığı biraz daha detaylandıracağız.

Görüşmek üzere

Dr. Bülent Avcı
Seattle, WA-Kasım 2023

**

Yukarıda bahsi geçen videoların linki.

 392 total views,  1 views today

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu