Press "Enter" to skip to content

DOSTÇA  
Emin Toprak

01.08.2022

‘Objektif’ ve ‘Resmi’ Tarih

Tarih, ‘objektif’ ve ‘resmi’ olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkar.
Objektif tarih, geçmişimizin olmuşluklarıdır, orada; yaşanan övünç-ayıplar ve onların eser, enkaz ve belgeleri yer alır.

Böylece toplum ve bireyler geçmişlerinin övünçlerini yineleyebilir, ayıplarıyla da yüzleşebilirler.

Bu erdemli ve gerçekçi bakış, toplumu da kişileri de saygın kılar.

Resmi tarih yapaydır ve korku iklimlerinde oluşur. Bu iklimlerde zalimler, bir düzen kurmuş ve her şey onların denetimi, gözetimi altındadır. Tarih, sanki o egemen gücü ve anlayışı övüp kutsamak için yazılır.

Bu anlayış neyi isterse o yazılır, ona rağmen hiçbir şey yazılamaz!

Böylece gerçeklerin bilgi-belge- tutanakları, gizlenir, yakılır, yırtılır ‘yok’ edilir.

Belge? Olayları, olduğu gibi yazan, çizen, anlatanların yaşadıkları…

Korku ikliminde, bir olayın öznesi ya da tanığı olmuş kişiler; o olayı anlatmadan önce (sonra olacakları düşünerek) otosansür yaparlar, daha sonra da olayı kendi diliyle kurgular, değeriyle yargılar, yetileriyle yazar, çizer, anlatırlar.

Bu nedenle resmi tarihe, ‘ortak dil’ demek bir yalan bir aldatmaca!

Fakat bir de hiçbir şeyi unutmadan yaşatan, bir toplumsal bellek var!

İşte bu belleğin unutmadığı ve karanlıklar içinde saklanan yüzleşilmedik o kadar ortak acımız var ki…

Şimdi bunlardan sadece birkaçını anımsayalım:

Teşkilatı Mahsusa, Topal Osman ve benzeri faşist anlayışlar kullansın diye mahkum olmuş katil, gaspçı ve canilerin hapisten salınması, onların Koçgiri, Dersim, Ardahan, Ağrı, Zilan… köy, kasaba, şehirleri talan edip, katliam yapmaları…

’12 Mart’ ve ’12 Eylül döneminde hapishanelerin ‘suçsuzlarla’ dolup taşması, hapiste ve dışarıda ‘başka’ sayılan hemen herkesin insanlık suçu sayılan fiillerle karşılaşması…

Maraş, Çorum, Madımak, Roboski, Suruç, Ankara Gar … gibi gibi…

Karanlıkları örten, koruyan öyle yerli ve milli bir duvar var ki, yıkılmadı gitti bu yıkılası duvar!

***

Dokuz gün önce (20.07.2022) Sınırımızın kuş uçuşu 8 km ötesinde olan Kuzey Irak’ın Dohuk kenti Zaho bölgesine yapılan füze saldırısı sonunda ikisi çocuk 9 kişi hayatını kaybetti, 23 kişi de yaralandı.

Bu ve benzeri saldırıları her kim yapmışsa lanetlenmelidir. Çünkü bu hedefinde çocuk ve sivillerin olduğu bir katliam yani bir insanlık suçudur.

Saldırı sonrasında Irak’ta ulusal yas ilan edildi ve Türkiye dostu olduğu söylenen Irak Başbakanı Mustafa El-Kazımi aşağıdaki açıklamalarıyla:

  • Topçu atışının ülkenin egemenliğinin açık ihlali olduğunu,
  • Türkiye’nin Irak’ın, Irak topraklarına ve halkına yönelik askeri ihlallerden kaçınması yönündeki ısrarlı taleplerini görmezden geldiğini,
  • Irak, Türkiye Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığını,
  • Ankara’dan resmi bir özür beklediğini,
  • Türkiye’den “bütün askeri güçlerini Irak’tan geri çekmesini”
    Türkiye’yi suçladı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da:

  • “TSK’dan aldığımız bilgiye göre sivillere yönelik herhangi bir saldırımız olmamıştır,… saldırıyı ‘terör örgütlerinin’ gerçekleştirdiğini değerlendirdiklerini…”
    Söyledi.

Ve Irak Ulusal Güvenlik Kurulu, saldırıyı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) Türkiye’yi şikayet etti.

BMGK’nin açıklaması şöyle:

“Güvenlik Konseyi üyeleri, 20 Temmuz 2022’de Duhok vilayetinde düzenlenen saldırıyı en sert şekilde kınadı. Saldırı, aralarında çocukların da bulunduğu en az dokuz sivilin ölümüyle sonuçlandı. Güvenlik Konseyi üyeleri, kurbanların ailelerine ve Irak hükümeti ile Kürdistan Bölgesi’ne en derin taziyelerini ilettiler, yaralananlara acil ve tam iyileşme dilediler ve soruşturmalarla ilgili Irak makamlarına desteklerini ifade ettiler.”
Şimdi diyeceksiniz ki:

Birleşmiş Milletler, dünyada barışı sağlamak için kurulmuş da…

Başvuru değerlendirilip de bilmem neler neler olacakmış da…

Hepsi hikaye!

Çünkü:

BMGK kararları konsey üyelerinin en az dokuzunun kabul oyuyla alınır, ancak; bu kararın geçerli olması için beş kalıcı üyenin hiçbiri tarafından ‘veto’ edilmemesi gerekir.
Kısacası dünya paylaşımında çıkarları uyuşmayan üç süper güç ABD-ÇİN-RUSYA ‘evet’ derse…

Bu üç çıkarcı güç, eğer dosyadaki insanlık suç için “bunu yapan benim denetimde değildir” noktasında buluşursa, o zaman yaptırım gücü olan bir karar alabilirler.

Acaba bu güçlerin egemenliğinde olmayan bir ülke kaldı mı?

BMGK bir dengesizlik bileşkesidir, bu nedenle etkili karar alamaz!

Belki, dünyada şimdiye kadar Hitler gibi birkaç zalim hesap verdi fakat…

Genel sonuç: Olanlar olduklarıyla, çekenler çektikleriyle kaldı.

Barış dostu dünya halkları bu haksız sonuca bir son vermeli!

*

Bugünlerde tüm dünya, Zaho katliamını ve Türkiye’yi konuşuyorken, ‘bir gece ansızın gelebiliriz!’ anlayışıyla komşu topraklarına sürekli girip-çıkan iktidar hiç olmasa: ‘bizim askerimiz yapmadı’ diyebiliyor.

Peki, neden ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ anlayışının tezkere tedarikçisi olan: ‘Altılı Masa’dan hiçbir ses çıkmıyor?

Atilla İlhan: “Tek başına özgürlük ne işe yarayacak”-derken, bencilliğe meydan okuyup özgürlük gibi önemli bir değerin ancak birlikte yaşanırsa anlam kazanacağını ne güzel anlatıyor.

Emin Toprak – DOSTÇA

 67 total views,  1 views today

Copyright © 2020 | Design & Development Serdar Kurtoğlu